6 Temmuz 2013

BaĞzı Vapurlar







Son iskelede,
İndim ya hani ben vapurdan,
İndim bil.
Elimi cebime koyayım dedim,
Cebim istemedi.
Bırak sallansın kollların
İki yanında dedi.
Martı filan uçmadı tepemde.
Arsız bir sokak kedisi,
Yalandı yalandı durdu,
Meyhanenin önünde.
Gözlerimi kapayayım dedim,
Kirpiklerim istemedi.
Bırak görsün göreceğini,
İki gözün bir hecen dedi.
Hani ben,
İndim ya,
Son iskelede o vapurdan,
İndim bil sen işte.
Hem diyenler susar,
Dinleyenler hep sağır.
Son iskele vapurları,
Artık bu kıyıdan uzak,
Sana çok yakın.


05072013, İstanbul

Fon Müziği:  The Water - Hurts

13 Nisan 2013

Z



Benim adımda da var ondan. Bir Z bende de var. Ne acayiptir ki bugün bir hastanede, biraz ilerideki camiden kalkacak cenazeyi bekledim. Cenazeye gitmeyi çok istedim.  Ama gitmem  ki cenazelere ben. Buna gitmeyi çok istedim. İşler umduğum gibi gitmedi. Gitmedi işte. Ameliyat ertelendi. Elimde çantam, içinde lavanta kolonyası, sabahlık, gecelik, diş fırçası, diş macunu ve terlik olan çantamla eve geri geldim. Cenazeye gitmeyi göze alamadım. Caminin bahçesine kadar gittim. Baktım musalla taşına. ‘‘Birazdan,'' dedim, ''Birazdan Z gelip uzanacak burada boylu boyunca. Sonra dolup dolup taşacak burası. Kim varsa geçmişten hepsi gelecek.'' Geçmiş gelecek,  anılar çıkıp gidecek caminin avlusundan. ''Görüşelim ya'' diyeceğiz giderken ve aslında görüşmeyeceğimizi bilirken birbirimize.
Caminin kapısına kadar gittim. Boş avlusuna baktım, baktım… İçeriye giremedim. Ben bugün anılarımın bekçisine veda etmeyi beceremedim. Elimde çantam koca caddede bir aşağı bir yukarı yürüdüm. Yürüdüm, yürüdüm hep yürüdüm. Yürüdüm, yürüdüm... Geçmişten geçemedim… 

Fon Müziği:  Crystalised - Gorillaz

27 Mart 2013

Vaat


İstanbul’dan güller gelsin. Bir bardağın,  kavanozun, sürahinin içinde dursunlar. Masada, pencerenin kenarında dursunlar. Yaprakları yavaş yavaş kurusun. İstanbul’dan güller gelsin….
Türkçesi  ‘Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’. Okuduğum zamanları hatırlıyorum. Ellerinde kitabı evirip çevirip fiyatına bakan bu liseli çiftin yaşlarındaydım herhalde. Herhalde diyorum zira geçmiş koşar adım uzaklaşıyor benden. ‘‘Geçen seneydi,’’ deyince ben, bir dost uyarıyor hemen; ''Olur mu canım, beş sene oldu.''
Kitapla çok alakası yok ama gidip kulaklarına fısıldamak istiyorum: Biri  ‘‘Sana gül bahçesi vadetmedim’’ derse eğer,  ‘‘bok etmedin’’ demek gerek. Başka bir şey değil. Bu kadar deseniz yeter. Ama mutlaka bok deyin. Çünkü karşınızdaki mutlaka size bok gül bahçesi vadetmemiştir. Kesin etmiştir.   Sonra verdiği sözleri bir bir unutmuştur. Haa mühim mi bu? Yok inanın hiç değil ama siz mutlaka bunu söyleyin. Söyleyin ki kendiniz de duyun.
Tüm bunlar aklımdan geçerken, pencerenin içindeki gülleri hatırladım. Kendime vadettiğim kurumaya duran gül bahçesini. Aslında en sevdiğim çiçek değildir gül. Hatta sevmediğimi bile söyleyebilirim. Fazla süslü gelir bana güller.  Kutuların içine çikolataları dolduran adama dediğim gibi fazla kız. ‘‘Ee ama bebek kız ya,’’ demişti adam. ‘‘Evet de tam kız kız olmaz o büyüyünce. Bizim gibi olur en fazla,’’ dediğimde ne gülmüştü adamcağız.
İstanbul’dan güller gelsin yine de. Bir bardağın, kavanozun ya da sürahinin içinde dursunlar. Zerafetlerine yakışmayan bir kabın içinde olsunlar. Reddetsinler yaratılıştan gelen zerafetlerini. Çok kız kız olmasınlar, en fazla işte bizim gibi olsunlar. Birisi size ben sana gül bahçesi vadetmedim derse, ‘‘Hadi lan or’dan’’ da diyebilirsiniz. Ben olsam ‘‘Bok vadetmedin’’ demeyi seçerdim. Evet evet, kesin ‘‘Bok vadetmedin’’ derdim. Derim…